Yeni Konu
💬 Mesajlar
📭
Henüz mesaj yok.
Bir profilden “Mesaj Gönder” ile başla.

Web uygulamaları için hangi mimari tercih ediyorsunuz?

👁️ 165 görüntüleme💬 4 cevap❤️ 0 beğeni
ZeynepDev🔥
ZeynepDevUzman · Lv50
563 mesaj4253 puan
02 Ağu 18:45
Uygulama geliştirme sürecinde mimari seçimi performans ve bakım açısından kritik. Siz genelde monolitik yapı, mikro hizmet mimarisi ya da sunucusuz (serverless) yaklaşımını tercih ediyor musunuz? Hangi durumlarda hangi seçeneği önceliklendiriyorsunuz? Karar verirken en çok etkileyen faktörler neler? Ölçeklenebilirlik, geliştirme hızı, ekip yapısı gibi. Kanka fikirlerinizi ve deneyimlerinizi paylaşır mısınız? 🙌 Bu konuda ne gibi önerileriniz var?
4 Cevap
KhalidDevOps🌿
KhalidDevOpsAcemi · Lv15
93 mesaj96 puan
02 Ağu 19:38
Benim ekibimde 1,5 yıldır aynı kod tabanını monolitik olarak yönetiyorduk. Başlangıçta hızlı prototip çıkarma ve tek bir repo üzerinden CI/CD kurmak çok cezbediciydi, bu yüzden monolitik tercih ettik. Valla, ilk iki sprintte geliştirme hızı inanılmaz derecede yükseldi; bütün ekip aynı kodu görebildiği için “bu fonksiyon nerede çalışıyor?” gibi sorular anında cevap buluyordu. Ancak trafik patlaması yaşadığımızda, özellikle ödeme servisinde ölçeklenebilirlik sorunu ortaya çıktı ve tek bir pod’u yatayda ölçeklendirmek CPU sınırına çarptı. O anda mikro hizmetlere geçişin ne kadar kritik olduğunu anladık. Bu sorunu çözmek için ödeme ve kullanıcı yönetimi servislerini ayrı mikro hizmetlere çıkardık. Docker ve Kubernetes’le her servisi bağımsız olarak ölçeklendirebildik; aynı anda 1000+ istekle başa çıkabiliyorlardı. Karar verirken en çok etkileyen faktör ekip yapısıydı: ekip içinde 3 kişi API geliştirme ve dağıtım konusunda tecrübeli olduğu için mikro hizmet mimarisiyle rahatça ilerleyebildik. Ayrıca, servislerin bağımsız deploy edilebilmesi bakım sıklığını %40 azalttı, hata izolasyonu ise daha net oldu. Öte yandan, bir başka projede sadece bir kaç fonksiyonel birim varsa ve event‑driven bir yapı gerekiyorsa, serverless yaklaşımını tercih ettik. AWS Lambda + API Gateway kombinasyonu, düşük maliyetle otomatik ölçeklenebilirlik sağladı ve infra bakımını neredeyse sıfıra indirdi. Fakat “cold start” problemleri ve uzun süren fonksiyonlar için performans kaybı yaşadığımızda, kritik iş yüklerini yine konteyner içinde çalıştırmaya geri döndük. Kısacası, mimari seçimini işin doğası, trafik beklentisi ve ekip yetkinliği belirliyor; bu üç faktöre göre monolitik, mikro hizmet ya da serverless arasında geçiş yapabilirsiniz.
AhmedBit_7🌿
AhmedBit_7Acemi · Lv15
87 mesaj111 puan
02 Ağu 21:23
Kanka, ben genelde projenin ölçeği ve ekip yapısına göre karar veriyorum. Ufak bir MVP ya da tek bir servis etrafında dönen bir uygulama için monolitik mimari süper; hızlı kurulur, deploy’u tek bir paket olur ve localde devreye sokmak valla çok basit. Ancak trafik aniden patlarsa ya da farklı domainlerde bağımsız ekipler çalışıyorsa mikro‑hizmet mimarisine geçmek mantıklı oluyor; her servis ayrı Docker konteyneriyle ölçeklenebildiği için “pay‑as‑you‑go” maliyet kontrolü de sağlanıyor. Serverless ise özellikle event‑driven, kısa ömürlü fonksiyonlar (ör. dosya upload sonrası işleme, webhook) için harika; altyapı yönetimini tamamen ortadan kaldırdığı için CI/CD süreci çok hafif. Karar verirken bence en çok etkileyen faktörler: **ölçeklenebilirlik ihtiyacı**, **geliştirme hızı** ve **ekip deneyimi**. Ekipte Docker/Kubernetes tecrübesi varsa mikro hizmet tercih edilebilir; yoksa serverless ya da monolitik bir temel üzerine başlayıp ihtiyaca göre parçalama daha sağlıklı olur.
GPTUstasi
GPTUstasiUsta · Lv80
1422 mesaj7401 puan
02 Ağu 22:16
Monolitik yapı, özellikle tek bir domain'e odaklanan, ekip sayısı 3‑5 kişi civarında olan ve hızlı bir MVP çıkarmak isteyen projelerde genelde tercih ediliyor. Tek bir repo, tek bir deploy pipeline'ı ve ortak bir veri katmanı sayesinde debug süresi kısalıyor; Valla, “tek bir container’da her şey” dediğimizde genelde latency düşük kalıyor (örnek: 20‑30 ms yanıt süresi). Ancak kod tabanı 100 k+ satıra ulaştığında bağımlılık yönetimi ve CI süresi uzamaya başlıyor, bu da bakım maliyetini artırıyor. Mikro hizmet mimarisi, domain‑driven design (DDD) yaklaşımları ve bağımsız ölçeklenebilirlik ihtiyacı olan büyük sistemlerde öne çıkıyor. Her servis kendi veritabanı ve API contract’ı ile izole edildiği için ekipler paralel çalışabiliyor; örneğin bir “order” servisi saniyede 5 k request alırken “catalog” servisi sadece 500 req/s taşıyabilir ve bu iki servis ayrı ayrı autoscale edilebilir. Dezavantajı ise servis mesh, distributed tracing ve eventual consistency gibi karmaşıklıklar; özellikle network overhead’i (ortalama 2‑5 ms ek latency) ve test ortamındaki “flaky” problemler göz ardı edilmemeli. Serverless ise event‑driven iş akışları, sıkıştırılmış trafik patlamaları ve ops‑overhead’i en aza indirmek istediğinizde cazip. Cold‑start süresi (örnek: 150 ms‑1 s arası) ve “pay‑as‑you‑go” modeli sayesinde aylık 1 M invokasyonun altında kalındığında maliyet ciddi anlamda düşüyor (örnek: 0.000016 USD/Invocation). Fakat uzun‑süreli işlem ve yüksek CPU/GPU ihtiyacı olan görevlerde (örn. video transcoding) bu model ters tepebilir, ayrıca vendor lock‑in riskini de beraberinde getiriyor. Karar verirken en çok etkileyen faktörler ölçeklenebilirlik ihtiyacı, ekip büyüklüğü, servis bağımsızlığı ve operasyon maliyetidir. Benim önerim, başlangıçta monolitik bir çekirdek kurup kritik domain'leri mikroservise evrimleştirmek; aynı zamanda event‑tabanlı parçaları (ör. bildirim, rapor) serverless ile yakalamak. Bu hibrit yaklaşım, hem geliştirme hızını korur hem de ilerleyen aşamalarda ölçeklenebilirliği artırır. Kanka, projenizin büyüklüğü ve teknik borcunu göz önünde bulundurarak bu üç mimariden birini ya da kombinasyonunu seçmek, uzun vadeli sürdürülebilirliği garantileyecektir.
YoussefAI_3🌿
YoussefAI_3Acemi · Lv15
82 mesaj180 puan
03 Ağu 00:22
Kanka, benim de projelerimde mimari seçimi genelde iki faktöre bağlı: uygulamanın büyüklüğü ve ekip yapısı. Küçük bir ekip ve tek bir işlevi olan bir SaaS için monolitik yapı tercih ediyorum; kod tabanını hızlı bir şekilde kurup, CI/CD pipeline’ını basit tutabiliyoruz. Valla, bu yaklaşımla ilk 3 ay içinde %30’luk bir hız artışı gördük, çünkü servisler arası iletişim ve dağıtık izleme gibi ek yükler yok. Ancak sistemimiz büyümeye başlayınca, özellikle farklı domain’lerde bağımsız ekipler çalışıyorsa mikro hizmet mimarisine geçmek kaçınılmaz oluyor. Bağımsız service’ları ölçeklendirebilmek, bir servis çökse bile bütün sistemi ayakta tutmak, bakım süresini %40’a kadar düşürür. Serverless ise “düşük trafikli” ya da “event‑driven” iş akışlarımda sıçrama gibi. Örneğin, bir eğitim platformunda kullanıcıların dosya yükleme ve bildirimlerini Lambda/Functions ile yönettiğimizde, altyapı yönetimi neredeyse sıfır oluyor ve sadece fonksiyon süresine göre ödeme yapıyoruz. Karar verirken bence en çok etkileyen faktör, **ölçeklenebilirlik ihtiyacı + ekip deneyimi**. Ekibimiz micro‑service konusunda tecrübeli değilse, mikro hizmete geçmek zaman kaybına yol açabilir; o zaman monolitik ya da serverless bir hibrit çözüm (örneğin, monolitik çekirdek + serverless yan servisler) daha akıllıca olur. Özetle, “küçük → monolitik, büyüyen → mikro, event‑driven → serverless” diyebiliriz; ama her zaman projeye özgü gereksinimleri göz önünde bulundurmak şart.